HİKAYEM

Essence Natural Hayat’a HOŞ GELDİNİZ 🙂 Ben Esen. Doğal bakım, terapi ve felsefeye karşı meraklı, homeopati, transformal nefes ve yoga sever biriyim.

Benim hikayem, yaşadığım sağlık sorununa alternatif bir tedavi arayışı ile başladı. Bu yolculuğun başında yolum homeopati ile kesişti ve kendimi homeopati eğitimi alırken buldum. Eğitim bittikten sonra homeopatlık yapmayı değil, onun gönüllü elçisi olmayı tercih ettim. Ancak bu eğitim sırasında farkında olmadan başka bir yola girdim. Bitkisel tozlar dünyası ( kına, indigo, amla, cassia ).

Eğitim aldığım 3 yıl boyunca, kimyasal olmadan, saçlarını kına ile boyayan, birbirinden güzel, farklı kızıl renkte saça sahip homeopat arkadaşlarımı gözlemler, onların bu doğal tariflerini merak ederdim. Onların bu güzel, parlak, bakımlı kızıl saçlarına hayrandım. Kendi saçıma nasıl kına yakarım, içine hangi malzemeyi koyarsam ne renk elde ederime cevap bulmak için de yerli, yabancı blog ve forumları araştırırdım. Edindiğim bilgileri birbirleriyle kıyaslar en doğrusunu bulmaya çalışır ve kayıt ederdim. En büyük arzum kimyasallardan birini daha hayatımdan çıkarmaktı.

Ancak kendi saçıma kına yakmam biraz zaman aldı. Yani karar vermem ile uygulamam arasında 2 yıl geçti ve ben cesaretsizliğimin avantajını burada çok fazla bilgiyi arşivleyerek yaşadım. Bu sürede saçımı hafif kızıl tonlarında boyatarak yakıştırma denemeleri yaparak kına yakmaya doğru ilerledim. Sonra bir gün kuaförde yaşadığım bir olay sebebiyle ( ayrı bir hikaye 🙂 ) saçlarım zarar gördü ve kaybedecek bir şey kalmayınca kına yaktım. Bu olay resmen bir mesajdı!. Evrenin mesajı ‘ Bu kadar ciddiye alıp beklemeye ne gerek var! Yap artık şu kınayı’ oldu. 🙂

Kına ile istediğim rengi nasıl elde ederimin keşif yolculuğunda ise, bazı ayurvedik bitkisel tozları öğrendim. Farklı bitkilerin kendilerine özgü, doğal pigmentlere ( renk moleküllerine) sahip olduğunu ve farklı miktarda tozları karışım yaparak istediğim saç rengine kimyasalsız ulaşabileceğimi öğrendim. Öğrendiklerimin doğruluğunu denemek isteğimde ise bu tozları Türkiye’de bulamadım..

Toprak, iklim, hasat dönemi gibi faktörler, bitkideki renk molekülü miktarını etkileyerek ürünün kalitesini belirlemekteydi. Öyle olunca Hindistan’ın Rajasthan bölgesinin bu koşulları sağlayan, bitkisel tozlarının kalitesi ile ünlü bir yer olduğunu öğrendim. Böylece siparişimi Hindistan’dan vermeye karar verdim. Her okuduğum bitki tozundan sipariş verince, benim numune kolim 15 kg oldu. Onun Türkiye’ye girişinde de macera dolu günler geçirdim 🙂 ( o da başka bir hikaye).

Bilgilerin doğruluğunu test ederken birçok kez farklı oranlarda karışımlar ile saçımı boyadım. Saçımın rengini, dokusunu, parlaklığını beğenen arkadaşlarım ve yakınlarım, kendi saçlarında da bu tozları kullanmak istedi. Ancak numune miktarı sınırlı olunca bu istekleri karşılamak için yüksek miktarda bitkisel tozları Türkiye’ye getirmem gerekti. Bunun için de şirket kurulumu, Sağlık Bakanlığı kaydı gibi alt yapı çalışmalarına başladım. Bu arada benim için en önemli olan organik sertifikaya sahip, güvenilir bir tedarikçi bulmaktı. 3-4 ay süren araştırmalar ve yazışmalar sonunda, içime sinen iyi bir tedarikçi bulunca o firmayla yola çıktım.
Şu an sizlerle de bu bilgi ve tecrübemi paylaşmak için buradayım.

Benim gibi hem kendini hem de doğayı kimyasallarla kirletmek istemeyen gönüllerle buluşmak dileğiyle.

Sevgiler..

Esen

SON SÖZ

Dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını sağlar, fakat herkesin hırsını karşılamaya yetecek olanı değil. (Mahathma Gandhi)

Bence, biz insanoğlu, sanayileşince hayat döngüsünü bozduk. Aslında insanoğlu kendi için üretip, tüketip, atığını da dönüştürmeye göre programlanmış. Ancak topraktan uzaklaştıkça kendinden ve kendi bireyselliğinden uzaklaşmış. Kendi imzasını bırakamaz olmuş. Toplu hareket etmeyle birlikte özgürlüğünden olmuş.

Bu bireysellikten uzaklaşma, insanın tüketeceği kadarını üretmekten uzak, hep daha fazlasına sahip olmaya itmiş. Ürettiğinin kıymetini bilmeyi, şükran duymayı, nimet için teşekkür etmeyi unutturmuş. Kolayca çöpe atma, fütursuzca harcama davranışına dönüşmüş. Sonucunda da atık yığınları oluşmuş.

Atalarımız, şifayı doğadan bulmuş. Çiçekleri ve bitkileri yeri gelmiş kurutmuş, yeri gelmiş suyunu kullanmış, ezmiş, farklı şekillerde iyilik halini elde etmek için kullanmış. Ancak sanayileşmeyle birlikte bu doğal şifanın yerini, laboratuvar ortamında yaratılan sentetikler almış. Doğadan gelen bilgelik, hem daha hızlı hem daha fazla hem daha ucuz olan sentetik ile ikame edilmiş. Ama burada insanoğlunun önce fiziksel sonra ruhsal sağlığının bozulması umursanmamış. Çıkan atıkların da dünya anayı kirlettiği, tükettiği umursanmamış. Sentetik, suni bir hayat yaratılmış.

Tüm bunlar döngüden kopmuş, ruhsal olarak tatminsiz, mutsuz, depresyonda bir insanoğlu yaratmış.

KISACA seçimlerimiz, bizim sonucumuz olmuş.

Sonucun değişmesi bizim elimizdeyse; farkında olur, fark ettirebilirsek birbirimize.. Çalışırsak ve denersek, neden olmasın. Önce kendimizi sonra ailemizi temiz tutarsak, hem hayatımızı hem de hayatın kendisini olumlu yönde etkileriz.

Sevgiyle kalın..

Esen